Ana Sayfa / Uygulamalı Felsefe / Dinler İnsan-Çevre İlişkisine Dair Ne Diyor?

Dinler İnsan-Çevre İlişkisine Dair Ne Diyor?

Bütün problemler insanın bozulması ile başlamıştır. Çevre kirliliği, bütün dünyayı etkileyecek büyüklüktedir. Çevredeki her türlü bozulmayı iki ana başlıkta ele almak mümkün:

1- İnsan davranışlarının çevre üzerindeki olumsuz etkileri

2- İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yanlışlar

Çevre kirliliği bir sonuçtur ve çağımızda çözüm bekleyen en önemli sorunlardan birisidir.  Yeniden oluşumları için milyonlarca yıl gereken fosil yakıtlarını tüketerek insan doğaya, dolayısıyla da kendisine zarar vermektedir.

Son yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan toplantılar, yayınlanan kitaplar çevre felaketinin boyutlarını çeşitli yönleriyle ortaya koyuyor. Bununla birlikte henüz kesin çözümler üretilmiş değil. Endüstri devrimi ile ortaya çıkan ekonomik gelişmeler, özellikle doğal kaynakların kullanılmasına bağlı olarak gelişmiştir. Sanayide kömür, petrol, doğal gaz gibi yakıtlar tüketildiğinde, asit yağmuru yağma olasılığı da artmış olur. Ayrıca kuraklık ve çölleşme de bunu izler. Sonuçta biyolojik çeşitlilik gittikçe azalır. Doğa ve fosil yakıtlar tüketildiğinde çevrenin de kirlendiği yeni yeni fark ediliyor.

Aslında doğa, insan-çevre etkileşiminde kaybettiği dengesini kolaylıkla yeniden oluşturabilecek yeteneklere sahip. Bununla birlikte insani tahrifatların katlanarak daha büyük felaketlere sebebiyet vermesinden korkuyoruz. İnsanların bencil ve sınırsız istekleri yüzünden doğal denge bozuluyor, yeryüzü yaşanmaz hale geliyor. Kişisel çıkar ve hırslarımız yüzünden hem doğayı hem de neslimizi tehlikeye atıyoruz. Çok uzak olmayan yakın gelecekte yenilenebilir ve alternatif enerji kaynaklarına yönelmek zorunda kalacağımız kesin.

Dünya,yenilenebilir enerji kaynakları açısından çokça zengin. Dünyada her bölge, kendine has iklim koşulları ve enerji kaynaklarına sahip. İngiliz doğa belgeselcisi David Attenborough, Polonya’daki küresel iklim konferansında dünya liderlerini “harekete geçmezsek medeniyetimizin çöküşü ve doğanın çoğunun tükenmesinin ufukta göründüğünü” diyerek uyardı ve ekledi: “Gelecek 20 yıl içinde yapacağımız şeyler, dünyadaki tüm yaşamın geleceğini belirleyecek”.

İnsanlar çevreyle nasıl iletişim kuracaklarına karar verme konusunda kendilerini özgür hissediyorlar fakat doğaya dair bilgileri dikkate almadan verdikleri kararın sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırlar. Dinler, insan-çevri ilişkisine, bugünkü tehlikeli boyutlara gelmeden önce düzenleyici naslar vaaz etmişler.

Yeryüzünde bugün yaşayan insan popülasyonun yüzde 80’den fazlası bir dini inanca sahip. Hinduizm,Budizm, Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık, inanç paritesinin neredeyse tamamını içeriyor. Hinduizm, Budizm ve Caynizm gibi Hint dinlerinde, “çevreye saygı ve doğaya uyum”  tavsiye edilir. Hiçbir canlıya zarar vermeme biçimindeki ahimsa ilkesi, insanlar arasında ve insanların diğer canlılara ve doğaya karşı her türlü şiddeti pasifize eder.

Hristiyanlığın hüküm kutsaması adı verilen inancına göre Tanrı, yeryüzünün sorumluluğunu insana vermiştir.  Hüküm kutsaması ilkesine göre yeryüzündeki hayvanlara,  bitkilere hatta ekolojik düzen üzerinde tasarruf yetkisine sahip kılınan insan, bu hakimiyeti kabul ederek ekolojik sistemi koruma sorumluluğunu da üstlenmiş olur. Eğer insan, dünyanın genel düzenini korumazsa Tanrı’ya başkaldırmış; Tanrı’nın yarattıklarına karşı saygısızlık etmiş olur.

Müslüman inancına göre yeryüzündeki her türlü bozulmaya insanlar sebebiyet verir.  Kutsal kitap Kuran’da bu sorumluluk şöyle ifade edilir: “İnsanların, kendi elleriyle yaptıkları şeyler yüzünden karada ve denizde bozulmalar olur. Bu ettiklerinin bir kısmını bulsunlar diyedir; bakarsın vazgeçerler” (Rum/41). Müslümanlık, insanları kişisel ve çevre temizliği ile yeşil doğanın korunması konusunda da sorumlu tutar.

Yaşam kalitesi, doğayla barışık yaşamakla, iç-dış dengesini kurabilmekle, aşırılıktan kaçınmakla doğrudan ilgilidir. İnsan, doğayla içli dışlı bir varlıktır. Doğayla anlaşma basittir: Ona nasıl davranırsak o da bize öyle davranır. Anlayacağınız bir bumerang gibi tepki verir.

Mürüvvet Çalışkan

Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir