Ana Sayfa / Bilişim ve Teknoloji / Dünyanın ilk dijital sanat müzesi: MORI

    Dünyanın ilk dijital sanat müzesi: MORI

    Sanat tarihi, günümüz bilişim devri ve gelişen teknolojilere uygun olarak dijital sanat ile yeni bir dönemi yaşıyor.

    Elif Akçay

     

    Teknolojinin en hızlı ilerlediği dönemin canlı tanıklarıyız ve sanat kimi zaman yapay zekânın taklitleriyle kimi zaman da sadece insan yapımı eserlerin gösterimi için aracı olarak teknolojiden faydalanıyor. Dijital sanat, yeni medya teknolojilerini içinde barındıran üretilişinde bilgisayarın rol aldığı, güncel bir sanat türü. Dijital sanatın ayırt edici özelliği ise sanatseverlerin sanatçı ve eserle etkileşim halinde olarak kendi deneyimlerini oluşturabilmeleri kuşkusuz.  Bu sanat türü teknolojinin kendisi gibi sürekli gelişim ve değişim içinde.

    Sanat ve teknoloji iç içe

    Teknoloji ve internetin sanatçıları nasıl etkilediği dijitalleşmenin sanata, sanatın dijitalleşmeye olan etkileri bir yana sanatın teknolojiyle birazdan bahsedeceğim müze kadar iç içe geçmesi gerçekten hayran olunası. Hayatımızın hemen her yerindeki teknolojiyi çok yakın bir zamanda “kültür-sanat” gibi tekno-sanat kalıplarıyla bütünleşmiş olarak görüp sıklıkla kullanacağız gibi geliyor ve bu müze tam tekno-sanat örneği!

    İlk dijital sanat müzesi

    Teknoloji ve sanatın harmonisi olan bu müze Japonya’da Tokyo Körfezi’nde yapay bir ada olan Odaiba üzerinde bulunuyor. İlk dijital sanat müzesi, kültür ve sanatın önemli bir destekçisi olan Mori Building firması ile uzun süredir dijital sanat üzerine çalışmalarını yürüten TeamLab Borderless adlı sanatçı grubunun işbirlikçi bir girişimi.

    MORI Building Dijital Sanat Müzesi’nde yer alan dijital sanat eserleri insanlarla bağlantı kuruyor ve farklı zaman algıları yaratıyor. Hatta bazen eserler diğer sanat eserleriyle karışıp, kaynaşıyor. Böylece müze, dijital sanat eserleri için sınırsız bir dünya haline geliyor. İnsanlar da sınırları belirsiz bu dijital dünyanın derinliklerine daldıkça kendilerini ve zaman kavramlarını kaybediyor, çevrelerindeki insanlarla fiziksel sınırlar dışında farklı boyutlarda ilişkiler kuruyorlar.

    Müzede Epson’un gelişmiş projektörleri ile dünyanın farklı müzelerinde bulunan sanat eserleri sergileniyor. Ziyaretçiler müze içinde sanat eserlerini izlerken belli bir yol takip etmek zorunda olmadan, sanatın kendilerini yönlendirmesine izin veriyor, sanat eserlerini izlemek yerine onların içinde yaşıyor.

    Müzede interaktif deneyim

    İzleyicilerin hareketlerini algılayıp tepki vererek onlarla interaktif olarak ilişki kuran dijital eserler ışık, renk ve farklı grafik öğelerin muhteşem animasyonlarını sergiliyor. Sergilenen eserler döngüsel yapıda, önceden kaydedilmiş ve tekrar eden dijital görüntülerden oluşmuyor. Yazılımları sayesinde ortamdaki hareketlilikten etkilenerek, organik olarak değişim ve gelişim gösteriyorlar.

    Eserler 5 ayrı bölümde toplanıyor

    Sanatı vurgulamak için dijital teknolojileri kullanan müze birbirine bağlı 5 farklı bölgeden oluşuyor.

    1- İlk bölge ‘Borderless World’ (Sınırları Olmayan Dünya) etkileşimli dijital bir doğa manzarası olarak tasarlanmış. Pek çok farklı dijital eserin yer aldığı bu bölgede izleyici, dijital şelaleler, kuşlar, çiçek tarlaları, ormanlar arasında kendi yolunu çizerek ilerliyor.

    2- Bir diğer bölge, beynin mekânsal tanıma yeteneklerini eğitmek ve insanları hareket ettirmek için tasarlanmış bir alan, Athletics Forest’ (Atletizm Ormanı): Ziyaretçiler bu bölgede uzayda parıldayan direklere tırmanabiliyor, galaksi simülasyonu içinde bir trambolinde zıplayabiliyor veya inanılmaz görsel sunumlar içinde denge oyunları oynayabiliyor.

    3- Çocuklar için tasarlanmış olan Future Park (Gelecek Parkı) onları sanatla buluşturan, ilginç uygulamalarla kendi tasarımlarını ve müziklerini yapmalarını sağlayan bir alan. Müzenin bu kısmında çocukların hayal güçlerini ve bilimsel bakış açılarını genişletmek amaçlanmış.

    4- Forest of Lamps (Lambalar Ormanı) renkli lambalar denizinde kaybolmanızı sağlıyor.

    5- Son deneyim ise diğerlerine göre daha durgun olan EN Tea House (EN Çay Evi). Bölgeye ismini veren ‘EN Tea’, Nagasaki yakınlarındaki Hizen’de yetişen yeni bir yeşil çay türü. Bu alanda izleyiciler dijital çiçeklerle bezeli çaylarını yudumlarken birbirleriyle sohbet edip yaşadıkları deneyimi değerlendirebiliyorlar.

    Sanat yaşamın her zaman içindeyse ve yaşam artık her zamankinden daha dijital ise sanatın da buna ayak uydurması kaçınılmaz. Belki de ileride teknolojiyle kararan günlerimizi sadece dijital de olsa sanatla ışıklandırabiliriz, kim bilir! Teknolojiyle mi kalın sanatla mı kalın diyeyim, bilemedim. Ama müzenin aşağıdaki videosunu mutlaka izleyin!

    KAYNAK : https://borderless.teamlab.art/

    Facebook Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir