Ana Sayfa / Uygulamalı Felsefe / Filozof Julia Kristeva Casus Muydu? (2)

Filozof Julia Kristeva Casus Muydu? (2)

Draganov’un Kristeva hakkındaki raporu uydurması mümkün müydü?

Hayır, dedi Kremenliev kesin biçimde. “Bu türün icadı, yani abartılmış enformasyonlar, kariyer yapmak isteyen genç ajanların tarzıydı. Draganov kesinlikle böyle biri değildi”. Kremenliev meslektaşlarını pozitif ışıkta değerlendirme eğiliminde olabilir fakat Bulgaristan’daki uzmanların çoğu onunla aynı fikirdeler. Devlet Güvenlik araçlarının yaygın saygı duyulan bir tarihçisi olan ve bu konuyla ilgili birkaç kitabın da yazarı olan Momchil Metodiev bana, “Kristeva’nın Devlet Güvenlik memuruyla ilk temaslarında bu ilişkinin doğası komplocuydu ve Kristeva bunun farkındaydı” dedi. İşbirlikçiler için üstlerine yalnızca sözlü rapor vermeleri yaygındı, dedi. Devlet Güvenlik, sağladıkları istihbarat önemsiz görünse bile kaynaklarla ilişkiyi korumaya çalışıyordu.

Devlet Güvenlik arşivleri üzerine yoğun çalışmalar yapmış olan tarihçi Christopher Nehring, Alman radyosuna, “Devlet Güvenlik’in iç bürokratik kayıt formlarıyla birlikte bütünüyle sahte bir dosya oluşturma teamülü yok” dedi.  Bulgaristan istihbarat ajanları birer bürokrat idi, Balzac değil: Az sayıdaki düşük eğitimli Devlet Güvenlik çalışanının, postmodernist bir filozof hakkındaki bu raporu uydurduğu iddiası tuhaf komplo teorileri alanına girer. Bilakis hayal gücünün işlemsel eksikliği, yaptıkları hesabı biraz daha ayrıntılı, daha istihbarî hale getirir. Yüzde yüz hikayeleştirme kontrolü yoluyla belki de çok daha ilginç bir muhbirlik yapmışlardı. En azından kendilerini daha iyi bir ışık altında sunmuş olmalıydılar, yoksa Kristeva’nın onları sürekli göründüğü aptallar sürüsü gibi değil. Bir keresinde bezgin bir Devlet Güvenlik çalışanı, karşılığında bize hiçbir şey vermeden bizden bir şeyler almak için “Tipik yöntemlerini kullanıyor” diye yazmıştı. Devlet Güvenlik, Mart 1973 yılında Kristeva’yı resmi ajan kayıtlarından çıkardı. Mao sempatizanı şüphesi vardı, ayrıca hiçbir zaman faydalı bir şey sağlamadı. “Hiçbir sonuca ulaşamadık” diye yazdı Merkezdeki bir memur. Fakat tümüyle vazgeçmiş de değillerdi. Gelecek beş yıl boyunca onun etrafındaki istihbarat memurları ve muhbirler bir şekilde oyalandılar, her hareketleri incelendi, gözlendi; ne yaptıkları ve yapabilecekleri anlaşılmaya çalışıldı.  Mark denilen bir ajan, görünüşe bakılırsa baştan çıkarmak ve aileye yakınlaşmak amacıyla Kristeva’nın kız kardeşine sokulmaya çalışmıştı.

Bu stratejiler hiçbir işe yaramamış görünüyor. Kristeva gittikçe meşhur oldu: Temmuz 1973’te, doktora tez savunmasına 500 kişi katıldı. Tezi, “Şiirsel Dilde Devrim” adıyla tumturaklı bir kitap oldu, Paris VII Üniversitesi’nde dil bilim kürsüsünde kendisine bir koltuk kazandırdı. Büro temkinli büyüdü. Eve gönderdiği elektronik postlar da düzenli biçimde kesilmeye başladı.

Dossier’e göre 1975 Ekim’de, Kristeva, Siene yakınlarındaki Kafe Chez Francis’te Viladimir Kostov adında bir adamla buluştu. Yıllar önce Bulgaristan’da, Kristeva, Kostov’un editörlüğündeki bir gazete için çalışmıştı. Kostov, artık Bulgaristan Ulusal Radyo Televizyonunun Paris muhabiri idi. Ayrıca gizli istihbarat görevlisiydi.

Neredeyse iki saat boyunca konuştular. Kristeva ilk bebeğine hamileydi. Kostov’a, Bulgar karşıtı veya Sovyet karşıtı kamusal etkinliklere hiçbir şekilde katılmadığı konusunda güvence verdi. Evet, Le Monde’deki açık mektubu imzalamıştı fakat bunu yapmak zorunda hissetmiştim, dedi. Ve geçen yıl kendisi ve kocasının Mao’nun Çin’inde resmi misafir olarak bulundukları da bir gerçekti; Kristeva, daha sonra “About Chinese Women [Çinli Kadınlar Hakkında]” adlı hüzünlü bir kitap bile yazmıştı. Kitapta, Çinli kızlara ayakları büyümemesi için giydirilen ayak bağının fevkalade bir feminist yorumunu sunmuş, Mao’nun kadınları özgürleştirdiğini  söylemişti fakat bu yalnızca Batılı solcular arasındaki Çin’e yönelik genel ilgiyi yansıtıyordu. Kendisinden temin etmesi talep edilen istihbarat türü, basitçe onun uzmanlık alanında değildi fakat bu ana vatanına yardım etmek istemediği anlamına gelmiyordu. Ardından konuşma pasaportlara gelmişti.

Kostov şuan 86 yaşında ve Paris yakınlarında yaşıyor. Elektronik postayı hemen yanıtladı. Hafızasının özel görüşmeler hakkında onu yolda bıraktığını söyledi fakat Kristeva ile görüşmüştü ve belgeler ona sahici geldi, onun yazı stilini tanıdı. (Kostov’un kendi Devlet Güvenlik dosyasında Sabina’ya referanslar da var.) Kristeva, bu yüzden Kostov’u tanıdığını doğruladı fakat onun bir istihbarat çalışanı olduğunu bilmediğini ve politika hakkında konuşmadıklarını söyledi. Yaptığı açıklamadan çok emin olmasa da Kostov, “Bana öyle geliyor ki böylesi bağlantıların özneleri, neler olup bittiğini çok da anlamayan hayal güçlerinin ‘kolunu burkmak’ zorunda bırakıyor” diye yazdı. “Eğer Kristeva bu olayları unutmaya zorluyorsa kendini, bunu anlarım” diye ilave etti.

Kostov 1977’de davadan döndü; bunun üzerine Bulgar hükumeti ona ölüm cezası verdi. 1978’de, Paris Metrosundan çıkarken zehirli minyatür saçmalarla vuruldu. Sağlığını kaybetti fakat hayatta kaldı. Bundan iki hafta sonra başka bir muhalif yazar Georgi Markov, Londra’daki evinde otururken bir Devlet Güvenlik suikastçısı tarafından ateşlendiği neredeyse kesin olan aynı saçmalarla vuruldu. Markov hastaneye kaldırıldı, dört gün sonra hastanede öldü. Devlet Güvenlik bazen göründüğü kadar beceriksiz ve gülünç olabilse de muhaliflere karşı devasa şiddetin önünü açabiliyordu.

1974’teki Çin seyahatinin ardından oğlu doğdu, iki yıl sonra Kristeva politikayı bırakıp psikanalize yöneldi. Örgün eğitim aldı ve 1979’da kendi muayenehanesini açtı. Onun yazıları, Başlangıçta teknik ve ziyadesiyle şişirilmiş olan yazıları, zamanla daha eksantrik (uçuk) hatta ekstatik (esrik) hale geldi. 1980’de, muhtemelen en önemli eserini, “Powers of Horror: An Essay on Abjection [Korkunun Gücü: Dışlama Üzerine Bir Deneme]” kitabını yayınladı. Anneden ayrılmaya bağlı olarak otonom özneler haline geldiğimizi öne sürdü. Bu, kişinin ayrı bir kimlik oluşturmak için kedisine yabancı olanı muvakkaten dışlaması-reddetmesidir. Fakat dışlama, her zaman arka planda bir yerde, benliğin kırılgan sınırlarını aşmakla tehdit ederek esrarengiz salınımını sürdürür.

Dışlama kavramı, Kristeva’nın felsefi ilgisinde kritik önem taşır. “Yabancı”, Roland Barthes’in bir zamanlar Kristeva’ya meşhur hitabıydı ve Kristeva bu etiketi benimsemişti. Yıllar geçtikçe sınırlar tarafından kuşatılmamış kalıcı bir sürgünün kamusal temsilini yarattı. 1991’de “Strangers to Ourselves [-Kendimize Yabancı]” adlı, yabancılığın tarihi üzerine şiirsel meditasyonlar içeren kitabını yayınladı. Bu kitapta “hiçbir yerden ve her yerden” olan bir kişi olarak, “dünya vatandaşı bir kozmopolitan” olarak yabancıyı tasvir eder ve ekler: “Onu kökenlerine geri göndermeyin!”

Birkaç yıl sonra Kristeva, “Bulgaria, My Suffering  [-Bulgaristan: Benim Çilem]” adlı bir deneme yayınladı. Eski ülkesine ve eski diline karşı duygularını, uzaklaşma üzerine sınırlar çizen içsel dilde, neredeyse apokaliptik terimlerde tasvir etti. “Bu gömülü kripto üzerinde, bu küflenen ve çürüyen mahzen üzerinde kendime bir ev inşa ettim, içinde yaşadığım ve içimde yaşayan bir ev” diye yazmaktadır. Kristeva’nın Ortodoks Hristiyan mistisizminin içine batmış ana vatanı, Batı kültürünün entelektüel derinliğinden yoksundu: Fransa, Fransızca ve sunulan ikinci hatta daha fazla kutlu doğum şansı. Zevksizlik ve aleladelik onun düşmanlarıydı.

Sabina dosyasının en vurucu özelliklerinden biri, onun sıradanlığıdır. Kristeva dairesini donatır, tatile gider, kariyeri fırsatlarına balıklama atlar, pasaport ister, bebeğe bakar. Yarım akıllı istihbarat memurlarıyla uğraşacak ve başa çıkacak kadar akıl küpüdür fakat aksi hallerde sıradan görünür.  Kristeva, geçtiğimiz nisan ayında, Alman Die Zeit gazetesine, “Dossier’deki kişi bana benzemiyor” dedi.

Kristeva’ya elektronik posta gönderdiğimde, korkunç alıntıların içine koyduğu büronun “raporlarını”, beni onun teorik çalışmalarına geri götüren “hayali kurgular (constructions imaginaires)” gibi bir ibare ile tasvir etmişti. Belgelerin sadece bir “rapor” olduğu; “bir özne” oluşturmaya teşebbüs eden fakat bu öznenin özünü, böyle bir öz var olsa bile asla yakalayamayan söylemsel bir uygulamanın örnekleri olduğu bir açıdan doğruydu. Devlet Güvenlik dosyaları, karakterlerini sınırlı psikolojik iç görüyle anlatan, çok da yetenekli olmayan yazarlar tarafından kolektif olarak yazılmış kurumsal halk biyografileri gibi bir şeydir.  Bu tür belgeler, bir kural olarak ideolojik eğilim, kasıtlı ön yargılar ve olgusal yanlışlarla doludur ve genelde bize eksik formda gelirler. Bu yüzden de geçmiş hakkındaki bilgimiz her zaman kısmidir.

Sabina hikayesi bize Julia Kristeva’nın kim olduğunu söylemez, yanlış da kılmaz. Londra’da öldürülen muhalif yazar Georgi Markov’un bir zamanlar yazdığı gibi, “Kişi ile ürettikleri arasında berbat bir tutarsızlık vardır”. Heidegger’in karakterindeki Hannah Arendt’in bir zamanlar açıklamaya çalıştığı arıza, “tutkulu düşünme” idi. Komünizmle ilişkileri kısmen samimi inanca dayanan Heidegger veya de Man’ın aksine Kristeva’nın Bulgar istihbaratıyla etkileşimleri tümüyle pratik ve fırsatçı görünüyor.  Bir bütün olarak düşünüldüğünde Kristeva, felsefe yapmak ile Lyubomirov denilen adamla görüşmek arasında kaldığında diğer Doğu Bloku vatandaşlarının çoğundan farklı değildi. Onların ekseriyeti, ahlaki dürüstlük ile ahlaki yozlaşma arasındaki, meydanlarda Marxist-Leninist sloganlar atmak ile evde sessizce öfkelenmek arasındaki bir tür bulanık orta bölgede idiler.

Totalitarizm caniler ve canice suçlar yetiştirir. Öznelerinin çoğu yalnızca onun sinsi gücünü, herkesi ihata eden yörüngesine çekme, mazlumları zalime dönüştürme, nadiren birkaç kişiyi kurtarsa da herkesi en azından küçük suçlara bulaştırma yeteneğini deneyimler.

Ekaterina Boncheva, Dossier Komitesinin karargahında bana, “Julia Kristeva gibi insanlar, kimseye zarar vermediler fakat bilerek veya bilmeyerek şeref ve prestijlerini sisteme aktardılar” demişti. Eğitimli bir psikolog olan Boncheva, Radio Free Europe [-Radyo Özgür Avrupa]’ da çalışan bir gazeteciydi, 2007’de komiteye katılmadan önce biraz politika çalışmıştı. Kristeva; vatandaşların coşkulu kamusal tartışmalarda farklı karmaşıklık seviyeleri arasında ayrım yapmasının önemli olduğuna, komitenin işinin yalnızca bilinenleri halkın önüne koymak olduğununa inanıyor.

Kristeva, kendisine ulaştığında bu belgeleri inkar ederek kariyeri boyunca “konuşan varlıklar” üzerine, psikanalizin kazı çalışması üzerine, kendini sorgulama ve bilgi arayışı üzerine yaptığı kendi vurgusuna ihanet etmiş oldu. “Arşivleri” ve “raporları” korkunç alıntılar içine yerleştirerek, onların altında yatan gerçeği reddederek aslında eski rejimin kurumsal hafızasının en önemli veri deposu olan Devlet Güvenlik’ten kalan belgeler aracılığıyla Bulgaristan’nın totaliter geçmişini araştırma yönelik bütün çabayı şüpheli hale getirdi.

Delil raporlarını bertaraf etmek için “yalan haber” benzeri terimler kullanarak, günümüzün güçlü politik rejimlerinin sesini yankılandırdı. En nihayetinde Kristeva davasında asıl rahatsız eden şey, uzun süreli olmasa bile Devlet Güvenlik’e yardım edip etmediği değil,  çok uzun süreli olmasa da göründüğü gibi, onun geçmişi susturma teşebbüsüdür. “Kristeva kendi hikayesini anlamaya karar vermiş olsaydı, herkese yardım etmiş olurdu” dedi Boncheva. “Şahsen ben, onu anlardım.”

Geçtiğimiz Kasım’da, Kolombiya Üniversitesi Yayınları, Kristeva’nın yazdığı “Passions of Our Time [-Bizim Zamanımızın Tutkuları]” adlı denemelerden oluşan koleksiyonun yeni çevirisini yayınladı. Denemeler, Kristeva’nın sevdiği birçok konuyu içeriyor: Gösterge bilim, marjinallik, psikanaliz gibi. “Tekillik” sözcüğü kitabın her yerinde ve farklı bağlamlarda geçiyor. Bu, Kristeva’nın sonraki çalışmalarının da uğraşıdır: Her birimizin biricik psişik yaşama sahip olmak için mücadele vermemiz gerektiği, ideolojilere bakılmaksızın  haklar ve bireysel deneyimlerin kolektivist gündemlerden üstün olduğu, insan özgürlüğünün “tekillik ile eşlenik olduğu” fikri ana uğraş konularıdır.

Belki Kristeva’nın işbirlikçi olarak açık statüsü, kendisi kadar zeki olmayan istihbarat ajanlarından yoğun olarak yararlanan biri olsa bile, kendisinin kültürlü entelektüel tekillik imgesini tehdit etmektedir. Ancak bu ajanlar, onu ana vatanına bağladılar, sıradan kalabalığın bir parçası haline getirdiler; bir bakıma o, Bulgaristan’ın totaliter rejimine bir şekilde tanık olan binlerce Bulgar’dan sadece biriydi.

Miglena Nicolchina’nın sabah televizyon kuşağı #MeToo’da yaptığı analoji, en iyi ihtimalle kusurludur fakat ataerkillik ve totalitarizm mekanizması tümüyle farklı değildir. Kristeva Dosyaları hakkında insanlarla konuşurken onun Sabina kod adı hakkında düşünmeye devam ettim. Konuştuğum bir uzmana göre tipik bir Bulgar adı değil, Devlet Güvenlik’in adlandırmasında da bir benzeri yok. Ajanlar, her zaman olmasa da genelde kod adlarını kendileri seçerlerdi. Memurlar, Roma’daki bir festivale davet edilen, Romanlar tarafından dağa kaldırılıp evlenmeye zorlanan klasik Sabina mitindeki çağrışımı biliyorlar mıydı? Kristeva, metinler-arasılık teriminin anası, Dossier ortaya çıkıncaya kadar aslı bu “tuhaf takma adı” duymadığında ısrar etmişti, gerçekte durum böyle de olabilir. Fakat zekasının izleri, sözcüğün her anlamında, dosyanın dört bir yanında görünüyor.

Kristeva’nın dosyasında saklanan son parçalardan biri, 1977 yılında haftalık haber dergisi  Le Nouvel Observateur’a verdiği “Entelektüellerin İşlevi Nedir” başlıklı geniş röportajıdır. Yazı, Devlet Güvenlik çalışanları tarafından yirmi sayfalık daktilo yazısı olarak Bulgarcaya çevrilmiş. Bu, Kristeva’nın en iyi röportajlarından birisidir. Fransız Komünist Partisi ve Maoizmle uzun romantik flörtünü tartışır; her ikisini de kendisine artık küçük geldiği için terk ve reddetti. Yazıda siyasi partilere, ideolojilere veya kolektif gündemlere hizmet etmemesi gereken, “yabancılığını, tuhaflığını ve mesafesini” koruması gereken bir muhalif olarak entelektüellerin bağımsız konumunu savunmaktadır. Röportajın sonunda Kristeva, Freud’un Totem ve Tabu kitabını hatırlatarak “mevcut durumda bir entelektüel dürüstçe kendini gizleyemediğinde, her toplum kolektif suç temelinde oluşturulmuş olduğuna göre, yapabileceği tek şey Freudçu hakikati muhafaza etmektir. Dürüstlüğün zirvesine çıkarak bu suçu bütün toplumlarda araştırmamız gerekiyor” der. Röportajı okuyan Devlet Güvenlik memuru, hemen bu paragrafın altını çizmişti.

Yazan: Dimiter Kenarov

Çeviren: Şevki Işıklı

 

Dimiter Kenarov, Bulgaristan / Sofya’da serbest gazetecilik yapmaktadır. Muhalif yazar Georgi Markov hakkında bir biyografi üzerinde çalışmaktadır.

Kaynak: Dimiter Kenarov’un 5 Eylül 2018 tarihinde The New Yorker’ın internet sitesi www.newyorker.com’da yayınlanan “Was The Philosopher Julia Kristeva A Cold War Collaborator?” başlıklı yazının çevirisidir.[/toggle]

Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir