Human/İnsan

Yüzyıllardır kendini bilmek isteyen tür olarak insan,

İnsanın bitmeyen çilesi, yine insan.

Tarihten bu yana insan üzerine ne çok şey söylenmiş, yazılmış, çizilmiştir. Her bir söylem ve metin insanı bilme adına yeni imkanlar sağlamış olsa da bazen çok yönlü bir bilgi yumağına dönüşmüştür. İnsanı bu örüntüden ayıklamak zordur ancak belli kategoriler oluşturmak insan denen canlının, mucizenin, karmaşık ve çok yönlü yapısını anlamamıza olanak tanımaktadır.

Anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıktığına inanılan insan, akıllı bir canlıdır. Bizlerin ona “akıllı” sıfatını atfetmemizi sağlayacak niteliği onun yüksek seviyede düşünebilme yeteneğidir. İnsanın, diğer hayvanlara kıyasla yüksek el becerisi ve ağır alet kullanımı; diğer hayvan iletişimlerine kıyasla açık uçlu ve karmaşık dil kullanımı; diğer hayvanlardan daha büyük, daha karmaşık bir beyin yapısı mevcuttur. İnsan dik duruşa, görece gelişmiş bir beyne, somut düşünebilme yeteneğine ve dil kullanma kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleri ona diğer türlerden farklı olarak ileri düzey araç gereç yapma ve düşünebilme imkânı vermiştir.

  1. Kelime olarak “Human/İnsan”

Human/insan, taksonomi dilinde “Homo sapiens”, Latince “akıllı insan, bilen insan” olarak bilinmektedir. İnsan, iri beyinli yüksek memeliler, primatlar, sınıfının insangiller familyasına ait bir türdür. Homo, modern insanı ve yakın atalarını içeren türe verilen ad olup insan türün tek örneğidir. Kelimenin ilk kullanımı İngilizcede sıfat olarak ve Fransızca “humain” Latince “humanus” kelimesinden türetilerek “erkek insan”a atıf yapmaktadır. Kelimenin isim olarak kullanımı ise 16. yy’a dayanır ve her iki cinsiyete de vurgu yapar. “Homo sapiens” kelimesi ise ilk olarak 18. yüzyılda Carl Linnaeus tarafından Systema Naturae adlı eserinde erkek ve öteki cinsiyetler için kullanılmıştır.

  1. İnsanlık Tarihi

Homo cinsi, insan klonunun, primatların hominid (büyük maymunlar) dalının şempanze soyundan ayrılmasından sonra, Afrika’daki diğer homininlerden evrilmiş ve ayrılmıştır. Ancak insanın evrimine dair kabul gören başlıca iki hipotez vardır. Bunlardan birincisi çağdaş insanın Afrika’da ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını öne süren “tek orijin” hipotezi, diğeri farklı bölgelerde evrim geçirerek çağdaş insana dönüştüğünü öne süren “çoklu bölge” hipotezidir.

Fosil kayıtlarına göre anatomik olarak çağdaş insan tanımına uyan en eski fosiller 195.000 yıl öncesine aittir ve Afrika’da bulunmuştur. Ancak modern insanın atası, Homo erectus, bundan yaklaşık 1.8 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Günümüzde en yakın akrabaları ise şempazeler ve bonobolardır. Bu iki şempanze türü ve insan yaklaşık 6.5 milyon yıldır farklı bir evrim çizgisi izlemiştir. Ancak tamamlanmış gen haritalarına göre aralarındaki yakınlık fare ile sıçan arasındaki yakınlıktan on kat daha fazla, akraba olmayan iki insan arasındaki yakınlıktan sadece 10 kat daha azdır. Bu iki şempanze türü ve insan DNA’sının %98.4’ü tamamen aynıdır. Bu bilgiyle maymunlarla ilişkimizin boyutu değişebilir mi? Ya da bunun için endişelenmeli miyiz, bilemiyorum. Ama kesin olan bir şey var ki hala yarısı bile henüz çözülmemiş, diğer canlılardan üstün, müthiş bir beyin yapımız, karmaşık duygularımız ve yeteneklerimiz var.

Nerede bu bizim mağara insanlarımız diyecek olursanız, tarihte Neandertalinlerin (mağara insanı), daha zeki ve üst bir tür tarafından -yani biz Homo sapiensler tarafından- yok edildiği iddia edilir. Ancak bu Neandertallere her zaman düşman olduğumuzu göstermez. Kayıtlara göre Asya’da Neandertal ve Homo sapiens türlerinin çiftleşmesinden meydana gelen bir fosile rastlanmıştır. Bu, karmaşık ilişkilerimizin kökenine dair bir ipucu olsa gerek.

Bunun yanında günümüze ulaşmış birçok Neandertal fosili bulunmuştur. Bu nedenle hakkında en fazla bilgiye ulaşılmış hominid türüdür. Neandertaller fosillerinde yapılan çalışmalar parmaklarının kalın ve hantal olduğunu göstermiştir. Bu çağdaş insan kadar ince el işleri yapamadığının kanıtıdır. Belki de dünyanın her yerinde binlerce yıldır karşılaşılan koca ayak vb. folklorik öykülerin kökeninde bu hantal ve tüylü hominid vardır. Çok fazla fosil bulunmasının nedeni de ölülerini gömmüş olmalarıdır.

  1. İnsan Biyolojisi

İnsan anatomik vücut yapısı gereği alet kullanabilmesini sağlayan, kolların serbest olduğu dik bir vücuda sahiptir. İnsan fizyolojisinin çoğu yönü, hayvan fizyolojisine çok benzerdir. İnsan vücudu bacaklar, gövde, kollar, boyun ve baştan oluşur. Yetişkin bir insan vücudu yaklaşık 100 trilyon hücreden oluşur. İnsanlarda en sık tanımlanan vücut sistemleri sinir, kardiyovasküler, dolaşım, sindirim, endokrin, bağışıklık, integumenter, lenfatik, kas-iskelet sistemi, üreme, solunum ve üriner sistemdir. İnsanlar, diğer maymunların çoğu gibi, dış kuyruklardan yoksundur, birkaç kan grubu sistemine sahiptir, karşıt başparmaklara sahiptir ve cinsel olarak dimorfiktir (iki biçimli). İnsanlar ve şempanzeler arasındaki nispeten küçük anatomik farklılıklar büyük ölçüde insan iki ayaklığının ve daha büyük beyin boyutunun bir sonucudur. İnsan beyni soyut düşünme, anlam verme, konuşma ve kendini gözleyebilme yeteneklerine sahiptir. Alet kullanabilmesi ve zihin özellikleriyle insan, diğer canlılardan ayrılır. Doğayı anlayabilir, denetimi altına alabilir, kendi amaçları doğrultusunda doğanın güçlerini kullanabilir ve ne yazık ki onu mahvedebilir. Halihazırda, günümüzde doğaya, canlıya, çevreye en çok zarar veren tür olarak Homo sapiens olan insan bu konuda tektir. İnsanın kimyasına bakıldığında ise insan kimyasının oksiyen, karbon, hidrojen ve nitrojen yoğunluklu olduğu göze çarpmaktadır (bkz. Tablo 1). İnsanın soy ağacı (Şekil 1) ise insanın hangi türlerle yakın ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. İnsan, hayvanlar kategorisinde, omurgalı ve memeli primatlar grubundandır. Üstelik bu soy ağacı Konfüçyus, Thales, Sokrates gibi birçok filozofu da haklı çıkarır. Evet, insan en nihayetinde bir hayvandır.

Tablo 1: İnsanın kimyası (60 kg’lık normal bir insan üzerinden değerler)
Şekil 1: İnsanın biyolojik soy ağacı

Genetik olarak ise tüm memeliler gibi insanlar da diploid (çift) ökaryotik bir türdür. Normal bir insanda her somatik hücre, her biri bir ebeveynden alınan iki set 23 kromozom içerir; gametlerin iki ebeveyn setinin bir karışımı olan sadece bir kromozom seti vardır. 23 çift kromozom arasında 22 çift otozom ve bir çift cinsiyet kromozomu vardır. Diğer memeliler gibi, insanlar da bir XY cinsiyet belirleme sistemine sahiptir, böylece dişiler XX cinsiyet kromozomlarına ve erkeklerde XY’ye sahiptir.  

İnsanın doğal ya da normal üreme şekli ise diğer memelilerde olduğu gibi cinsel ilişki yoluyla ve döllenmeyle gerçekleşir. Bu işlem sırasında, erkek erekt penisi dişinin vajinasına sperm içeren meni boşaltır. Sperm vajina ve serviks yoluyla yumurtanın döllenmesi için rahim veya fallop tüplerine geçer. Döllenme ve implantasyon üzerine gebelik, dişi rahmi içinde meydana gelir. Zigot, dişinin rahmi içinde bölünerek, 38 haftalık (9 aylık) bir süre boyunca fetüs haline gelen bir embriyo olur. Bu zaman aralığından sonra, tamamen büyümüş fetüs kadının vücudundan doğar ve ilk kez bebek olarak nefes alır. Ancak ileri teknoloji artık insanın bu üreme şeklini değiştirmeye başlamıştır. Günümüzde riskli durumlar ya da cinsiyet değişimi durumlarında rahmin yerini teknolojik makinalar almakta, döllenme makinalar içinde gerçekleşmekte ve bu alanda daha bir dizi gelişme açığa çıkarılmak üzeredir.

  1. İnsan Psikolojisi

İnsanlar kendilerini aynada tanımaya yetecek kadar öz farkındalığa sahip olan nispeten az türden biridir. Yaklaşık 18 aylık bir bebek ayna görüntüsünün başka bir kişi olmadığının farkındadır. Çünkü insanın, düşüncenin zihinsel süreçlerine karşılık gelen bilinç, öz-farkındalık ve bir akla sahip oldukları söylenir. İnsan, öz-farkındalık, duyarlılık, sadakat ve kendisiyle çevre arasındaki ilişkiyi algılama yeteneği gibi niteliklere sahiptir.

İnsan zihninin temel özelliği bilinçtir. Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözündeki düşünme yetisini sağlayan bahsettiğimiz bilinçtir. Bilinç ile birlikte, kendini gözleyebilme, zamanı algılayabilme ve özgür irade insanda bulunan özel niteliklerdir. Psikoloji, bilimsel bakış açısı ile insan zihnini inceler ve insanın kendi ve çevresiyle olan ilişkisini düzenlemeyi hedefler. İnsan psikolojisini anlamaya yönelik kuramlar insanı bilişsel, gelişimsel, eğitsel ve sosyal olarak ele almaktadır. Her bir kuram merkeze insanı koyarak farklı bakış açılarından insan psikolojisini anlamaya, geliştirmeye ve sorunlara çözüm üretmeye dair çıkarımlar ve öngörüler yapmaktadır.

  1. İnsan ve Toplum

Sosyal bir varlık olan her insan bir toplumun içine doğar. Doğumdan itibaren sosyalleşmeye başlar ve toplumda kendisine bir yer edinir. Sosyalleşen her birey, toplumdaki diğer bireylerle ortak, kendilerine özgü, gelecek nesillere aktardıkları bir yaşayış, düşünce, anlam ve öneme sahiptirler. Maddi ve manevi olarak paylaşılan bu birlikteliğin adı kültürdür. Kültür, insanın toplumsal birliğinin en ayırıcı özelliklerinden birisidir.  İnsanın davranış kodlarını veya davranış örüntülerini oluşturur. İnsanlar, dünyayı anlamak ve denetlemek için bilim ve teknolojiyi geliştirmişlerdir.  İnançlar, efsaneler, gelenekler, değerler ve toplumsal kurallar insanın hayatında önemli bir etken olan kültürü oluştururlar.

Toplum içinde her bireyin kendine ait nitelikleri, kendi olmasını sağlayan koşulları, kişiliğine ait özellikleri bulunmaktadır ve bunlar bireyin kimliğini oluşturmaktadır. Toplumsal kimlik bireyden bireye farklı şekilde inşa edilirken bu farklılıkta başı çeken olgu cinsiyettir. Cinsiyet hem biyolojik hem toplumsal düzlemde iki ayrı kolda temsil edilmektedir. İnsanın biyolojik cinsiyeti, üremesini sağlayarak çoğalmasını vurgularken, toplumsal cinsiyeti toplum içindeki kadın ya da erkek oluşa gönderme yapmaktadır.

  1. İnsan ve Anlatı

Birçok tür iletişim kurabilirken, etkin ve gelişmiş bir dil kullanımı insana özgüdür, insanlığın belirleyici bir özelliğidir; kültürel ve evrenseldir. Temel olarak insan anlatısı dil yoluyla başlar. Diğer hayvanların sınırlı sistemlerinden farklı olarak, insan dili açıktır – sınırlı sayıda sembol birleştirilerek sonsuz sayıda anlam üretilebilir. Bu anlatı ya da anlam üretme edimi insana dilini, konuşma yetisini, aklını ve duygularını kullanarak kendini ifade etmesini ya da açmasını sağlar. Güzel sanatların, edebiyatın, felsefenin, dinin (inanç sistemlerinin), sporun, müziğin, teknolojinin ortaya çıkmasındaki amaçlardan bir tanesi de insanın kendini ifade etme dürtüsüdür.

İnsanlar en az yetmiş üç bin yıldır sanat eserleri üretmekteler. Sanat, kültürel bir ifade biçimi ve sınırlara aracılık etmek için bir kurtuluş ve anlatının keşfidir. Müzik ise ritim, uyum ve melodinin üç ayrı ve birbiriyle ilişkili organizasyon yapısına dayanan doğal, sezgisel bir olgudur. Müzik dinlemek, belki de en yaygın ve evrensel eğlence biçimidir, öğrenmek ve anlamaya dair popüler disiplinlerdir.  Anlatısını yazılı ve sözlü olarak temellendiren insan edebiyatı keşfetmiştir. Edebiyat insanın kurgusal veya düşünsel dünyasının anlatısı olarak düşünülebilir.

İyilik ve kötülüğe dair anlatısını ise din veya inanç sistemlerine göre ayarlayan insan ilk yaratılıştan itibaren anlamlandıramadıklarını bir inanca veya bir dine bağlamıştır. Bu şekilde doğayı, kendini, evreni anlamaya ve anlatısını bunun üzerine inşa etmeyi seçmiştir. Kendi üzerine düşünen insanın bir başka anlatı yolu da felsefe olmuştur. Felsefe, fikirlerin genel, soyut veya temel düzeyde araştırılmasını, analiz edilmesini ve geliştirilmesini içeren bir disiplin veya çalışma alanıdır. Gerçeklik, muhakeme ve değerler hakkında genel bir anlayış arayan disiplindir.

İnsanın dünya yolculuğunda belki de en büyük eseri olan teknoloji ise 2.5 milyon yıldır sürekli gelişme göstermiştir. Teknoloji, avcı- toplayıcı toplumların ilkel aletlerinden, sanayi teknolojisine ve günümüzün bilgi, iletişim teknolojisine değin ilerleyerek insan hayatının en büyük kolaylaştırıcısı ve sorunlarına çözüm sunabilen bir anlatı alanıdır.

Ne yazık ki, insanın evrendeki serüveni sürelidir. Üstelik insan kendisini aracı yaparak bu süreyi daha da kısaltma yolunda kötümser yöntemlerine devam etmektedir. Doğayı katletme, savaşlar, virüsler, düşman makineler ve toplumların insani duygularını yitirmesi biz insanları, İnsan nedir? sorusu üzerine daha çok düşünmeye ve cevaplarımıza çeki düzen vermeye sevk etmektedir.

 

Yazan: Duygu Aydemir

Kaynaklar:

Wikipedia/Human https://en.wikipedia.org/wiki/Human

Wikipedia/İnsan https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan

Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir