Ana Sayfa / Uygulamalı Felsefe / İnsanlar, Aylaklık Yeteneklerini Kayıp mı Ediyor?

İnsanlar, Aylaklık Yeteneklerini Kayıp mı Ediyor?

Aylaklık ve hayal kurmayla ilgili bu yeni kitap, geleneksel çalışma standartlarına meydan okumak istiyor.

Joe Humphreys

Yılbaşı bir dinlenme ve aylaklık zamanı olarak tanıtılır ancak çoğumuz için bu sadece başka işler yapmak için bir fırsattır. Daha bir sürü organize edilecek işler, alınacak hediye vardır. Vakit olur da kitap okumak için fırsat bulursanız, o zaman da muhtemelen daha faydalı ve sizi geliştirecek bir şeyler okumak istersiniz.

Bu geleneksel huzur zamanında bile aylaklık ve tembellik imkansız. Neden? Çünkü, Biz “meşgul, meşgul, meşgul” olmaya ve Erich Fromm’un ileri sürdüğü gibi, “İnsan sadece ürettiği kadar hayattadır” ilkesine inanmaya çok fazla koşullanmış haldeyiz.

Dublin  Uversity College’da, felsefeci Brian O’Connor,  aylaklık ve hayal kurma erdemlerini geri kazanmanın zamanı geldiğini düşünüyor. Robert Louis Stevenson Geleneğinde Aylaklık: Felsefesi Bir Deneme adlı bir kitap yazdı. Kitapta; son derece üretken, “her zaman açık”, her an mücadeleye eden ve buna hazır vb. özelliklere sahip “modern toplumların ihtiyaç duyduğu insan türü”nün gerçekten özgür olup olmadığını sorguluyor; meslek ve iş etiğine karşı bir duruş sergiliyor.

Unthinkable ‘a günün konuğu olan filozof O’Connor, aylaklıktaki amaçsızlığın “en yüksek özgürlük türünü” mümkün kılabileceğini fakat mantıksız gibi görünen bu senaryoyu takdir etmenin, bugünkü medeniyetimizdeki bazı temel değerleri yeniden düşünmek anlamına geleceğini bildiriyor.

Muhabir:  İş, özgürlüğe bir engel mi yoksa bir çözüm mü?

O’Connor: Son birkaç yüz yıl boyunca çeşitli düşünürler, işin; yeteneklerimizi kullandığımız, ortak iyiliğe bir şekilde katkıda bulunduğumuz, başkalarından edindiğimiz tanımlamanın tadını çıkardığımız heyecan verici bir deneyim olması gerektiği fikrini ileri sürdüler.

Bu, bazı insanların özgürlük fikrine yakın olabilir ama bu konuda garip bir şey var. Bu deneyim, kendimizi yeteneklerimiz adına kullanma, kendimizi yararlı kılma ve başkalarının iyi düşüncesine sahip olma isteğimize bağlıdır. Bu savunmak için hiç de kolay bir özgürlük türü değildir.

Muhabir: İncil’deki yetenekleri boşa harcamama yönündeki öğütler, Batı ruhunun köklerine işlemiş. Hristiyanlık, çalışma hakkındaki  düşüncelerimizi ne kadar etkiliyor?

O’Connor: Max Weber Batı’da, çalışma erdemi hakkında nasıl olumlu düşünmeye başladığımızı açıklayan “Protestan Çalışma Ahlakı” üzerine muazzam bir bilimsel eser kazandırdı. Çalışmak, başka yerlerde farklı nedenlerle de ele alınabilir. Yine de çalışma üzerine genel Hristiyan görüşünü cesurca söylemekte bir gerginlik söz konusu.

İncil’deki Yaratılış bölümü bize özgürlüğün, mutluluğun ve aylaklığın en baştan çıkarıcı imgelerini sunar. Cennetten kovulmak, itaatsizliğin bir cezası gibi görünüyor. Çalışma, tam da bu mitolojik kovulma yüzünden ortaya çıkmıştır.

Eğer Weber, kapitalizm çağında çalışmayı meşrulaştırma ve yüceltmede Hristiyanlığın rolü konusunda haklıysa o zaman burada hayal edilebilir en büyük anlam ironisi görebiliriz. Adem’e verilen alın teriyle boğuşma cezası, Hıristiyan düşüncesinde, yükselmek ve zenginlik olmak için bir fırsata dönüşmüş demektir.

Muhabir: Aylaklığın boşa vakit harcamayı çağrıştırdığı bir zamanda, “çalışkanlığın ve meşgul olma”nın hayatın tadını çıkarmanın bir yolu olduğu ileri sürülebilir mi?

O’Connor: Bence sorunuzun döndüğü eksen “malayaniyat – boş iş” kavramıdır. Bizim gibi medeniyetlerde, birinin hayatını boşa harcadığı düşüncesi korku çanlarını çaldırır. Şöyle düşünülür:

Tembel kimse, ona ayrılan yıllar boyunca çok az şey yaptı, karanlıkta yaşadı ve öldü; hiçbir şey yapamadı.

Peki, bir tembel mutlu mudur?

Düşünce tarihinde, mutluluğa ulaşmak için karmaşık argümanlar geliştiren Kant ve Hegel gibi görkemli filozofların adının boş gezenlere çıktığını görürüz. Aslında aylaklıkla gelen mutluluğu, sıkı çalışmayla gelen muhtemel keyif üzerine yerleştirmek için, gelişmiş dünyada sosyalleşmemiş insanların değersiz olduğuna bizi ikna etmeye çalışıyorlar.

Halbuki zamanı kullanmanın “yararlı” olduğunu, çalışmayla gelen olası keyfin aylaklık ile gelen mutluluktan daha önemli olduğuna bizi ikna etmeleri gerekiyor.

Onların argümanlarının felsefi olarak başarısız olduğunu düşünüyorum.”

Muhabir: Bazı aylaklık biçimleri diğerlerinden daha mı iyidir? Örneğin, gelişen arkadaşlıklar, “kişinin aklını genişletme” ya da doğaya daha yakın olma ile ilişkili olanlar?

O’Connor: Bu soru aslında aylaklığın iki farklı görünüşüne odaklanıyor. Önerdiğiniz doğrultuda çok fazla aylaklık kavramı var. Aylaklık gerçekten değerli olanı yapma özgürlüğünde ortaya çıkar. Bizim için en iyi olanın, gerçekten insani olanın ne olduğu hakkında bir örtük uzlaşıyı içerir. Bu temel inançların çoğunu paylaşıyorum. Aynı zamanda, yüksek düzeyde aktivite gerektiren bir aylaklığın büyük ihtimalle çelişki içermesini bekleyebilirz.

İnsanları kültüre ya da kırsal bölgede maceralı bir yolculuğa yönlendirmeyi tavsiye edebiliriz. Batı kültürünün bakış açısına göre bu kesinlikle tembel birinin aylaklık etmesinden daha iyidir.

Bence bu biraz evcilleştirilmiş bir aylaklık; biraz çalıştıktan sonra yapmak istediğimiz bir şey. Üstelik zenginleştirici ve onarıcı.

İş dünyası, ve ihtiyaçlar gerçekten mutlu bir şekilde çalışanlarını restore etti. Bu nedenle aylaklığın itibarsız versiyonu daha zorlu olandır.

Muhabir: İşten ayrılma zamanından bahsetmişken, birçok insan tatillerini verimli bir şekilde kullanmaya ihtiyaç duyuyor. Boş zamanlarını geçirmenin en iyi yolu nedir?

O’Connor: Kesinlikle boş zamanlarımızı kendimize uygun gördüğümüz şekilde geçirmeliyiz. Önerecek tavsiyem yok. Gerçekten de bazı insanlar tatili, enerjiyle kucaklaşma zamanı olarak düşünürler. Eğitilmiş çalışma alışkanlığı işyerinin dışınaa taşınır mı? Büyük bir şey yapmak için bir şeye ihtiyaç duymalısınız.

Bazı kanıtlar aslında Batı’daki işçilerin küçük ama dikkate değer bir yüzdesinin “işi tatile  tercih ettiklerini” gösteriyor. Belki de bu çok şaşırtıcı değildir.

Sorunuzda bahsettiğiniz çatışma, bazıları için belli ki çok fazla: Artık boş kaldıklarında ne yapacaklarını bilemiyorlar. İş yerinin yapısına ve bilindik görevlerine uyacak şekilde geliştirilmiş ve uyarlanmış bir beceri kümesine sahipler. Sahip olmadıkları şey, aylaklık becerisi, boş zaman kapasitesi. Bence bu bir beceridir. Boş zamanlarında can sıkıntılarını bildirirler ve sonuç olarak yıllık izin talebinde bile bulunmayabilirler.

Bütün bu sorunları çözmek ya da tüm bunların ne anlama geldiğini söylemek zor. Yine de çoğunlukla bizim dışımızda biçimlenen aylaklıkla ilişkilendirdiğimiz özgürlük fikri bize umut verebilir.

Çeviri: Duygu AYDEMİR

 

Kaynak:https://www.irishtimes.com/culture/are-humans-losing-the-ability-to-be-idle-1.3720821

Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir