Ana Sayfa / Popüler Bilim / İnsanlığın Geleceği: Uzun Ömür ve Ölümsüzlük

İnsanlığın Geleceği: Uzun Ömür ve Ölümsüzlük

2018’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yaşlanmayı bir hastalık olarak yeniden değerlendirmeyi düşünüyor. Bu oldukça önemli çünkü insanlık tarihinde ilk defa, yaşlanmanın doğal süreci, tedavi edilip önlenmesi için farklı boyutta ele alınacak. Bu durum ilaç firmalarının ve hükumetlerin planlamalarını etkileyecek. Sağlığa yönelik fonlamalar yalnızca insan ömrünü uzatmakla kalmayıp yaşlanmanın etkilerini tamamen tersine çeviren yeni ilaçlara ve terapilere yönlendirilebilir.

 David Tal

Bugüne kadar gelişmiş ülkelerde yaşayanların ortalama ömürleri 1820’de yüzden 35’iken 2003’lerde yüzde 80’e yükseldi. İlerlemelere bakıldığında genetik üzerine araştırmalar yapan bilim insanları aslında, 150 yaşına kadar yaşaması beklenen ilk insanların zaten doğmuş olabileceğini söylüyor.

Uzun Yaşam Süresi ve Ölümsüzlük İlişkisi

Ortalama insan ömrünü üç basamağa kadar uzanan bir şablonla açıklayabiliriz. Ancak bu, durumu basite indirgemek olur. Ölümsüzlükten bahsederken biyolojik olarak gerçek anlamda yaşlanmamaktan bahsetmeliyiz. Başka bir deyişle, bir kez fiziksel olgunluk yaşına (potansiyel olarak 30’lu yaşlara) eriştiğinizde, vücudunuzun doğal yaşlanma mekanizmaları kapatılacak ve yerine yaşınızı sabit tutan bir biyolojik bakım süreci uygulanacaktır. Bununla birlikte, bu durum aslında paraşütünüz olmadan bir gökdelenden atlama ya da bağışıklığınızın olmadığı şeylere tam anlamıyla bağışıklık kazanmak gibi durumları içermiyor. (Bazı insanlar sınırlı ölümsüzlüğün bu versiyonunu belirtmek için “ammortality” terimini kullanmaya başladı bile ancak buna gelene kadar, uzun bir süre sadece “ölümsüzlük [immortality]” terimine bağlı kalacaklardır.)

Neden Yaşlanıyoruz?

Açıkça belirtmek gerekirse, doğadaki tüm canlı hayvanların veya bitkilerin 100 yıllık bir ömrü olması zorunlu ve evrensel bir kural yok. Ancak Bowhead balinası ve Grönland Köpekbalığı gibi oldukça uzun süre yaşayan deniz canlı türleri mevcut. Hatta en uzun yaşayan Galapagos Dev Kaplumbağası yakın zamanda, 176 yaşlarında öldü. Bu arada bazı denizanaları, süngerler ve mercanlar gibi derin deniz canlıları hiç yaşlanmıyor gibi görünüyor.

Tam olarak niçin yaşlandığımızın somut kanıtları hala belirsiz ancak araştırmacılar, genetik hataları ve çevresel kirleticilerin neden olduğu tüm durumları inceliyor ve birçok teoriyi gözden geçiriyorlar. Özellikle, vücudumuzu oluşturan karmaşık moleküller ve hücreler, hayatımızın uzun yılları boyunca kendini tekrarlar ve onarırlar. Zamanla, genetik hatalar ve bulaşıcı virüsler vücudumuzda birikerek bu kompleks molekülleri ve hücreleri kademeli olarak bozar. Bu durum vücut sisteminin tamamen çalışmayı bırakıncaya kadar bozulmasına ve işlevsiz hale gelmesine neden olur.

Neyse ki bilim sayesinde bu yüzyıl, bu genetik hatalara ve çevre kirleticilerine bir son verebilir. Bu bize geleceği sabırsızlıkla beklemek için umut veriyor.

Ölümsüzlüğe Dair Bilinmesi Gerekenler

Biyolojik ölümsüzlük (ya da en azından büyük ölçüde ömrümüzü uzatma) elde etme söz konusu olduğunda, yaşlanma sürecimizi kalıcı olarak bitiren tek bir iksir olmayacaktır. Bunun yerine, yaşlanmayı önleme, bir kişinin yıllık sağlıklı yaşam veya sağlık bakım rejiminin bir parçası haline gelecek bir dizi küçük tıbbi terapi gerekecektir.

Bu terapilerin amacı, yaşadığımız çevre ile günlük yaşantımız arasındaki etkileşimlerimiz sırasında vücudumuzun yaşadığı tüm hasar ve yaralanmaların iyileşmesi ve yaşlanmanın genetik bileşenlerini kapatılması şeklinde olacaktır. Bu bütünsel yaklaşım sayesinde ömrümüzü uzatmanın arkasındaki bilim, genel sağlık sektörünün tüm hastalıkları iyileştirme ve tüm yaralanmaları tedavi etmesi süreçlerini de içerecek.

Yaşam süresini uzatmaya yönelik şuan için mevcut olan araştırmaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Senolitik İlaçlar: Bilim adamları, yaşlanmanın biyolojik sürecini durdurabileceğini umduğumuz çeşitli ilaçlarla deney yapıyorlar. Bu senolitik ilaçların önde gelen örnekleri şunlar:
    • Resveratro: 2000’li yılların başlarındaki talk şovlarda popüler olan kırmızı şarapta bulunan bu bileşik, kişinin stres, kardiyovasküler sistem, beyin fonksiyonları ve eklem iltihaplan üzerinde genel ve olumlu bir etkiye sahiptir.
    • Alk5 Kinaz İnhibitörü: Fareler üzerindeki erken laboratuvar denemelerinde, bu ilaç yaşlanmaya başlamış kasları ve beyin dokusunun gençleşmesini sağlamada umut verici sonuçlar verdi.
    • Rapamisin: Bu ilaç üzerinde yapılan benzer laboratuvar testleri, enerji metabolizmasının geliştirilmesi, ömrünün uzatılması ve yaşlanmayla ilişkili hastalıkların tedavisi ile ilgili sonuçları ortaya koydu.
    • Dasatinib ve Quercetin: Bu ilaç kombinasyonu, farelerin ömrünü ve fiziksel egzersiz kapasitesini uzattı.
    • Metformin: Şeker hastalığını tedavi etmek için kullanılan onlarca yıl boyunca, bu ilaca yönelik ek araştırmalar, laboratuar hayvanlarında ortalama yaşam ömürlerini önemli derecede uzatan bir yan etki ortaya koymuştur. ABD hükümeti, şimdi insanlar üzerinde benzer sonuçlara sahip olup olamayacağını görmek için Metformin’in denemelerini onayladı.
  • Organ Değişimi: Başarısız organların yerini daha iyi, daha uzun süreli ve reddine dayanıklı yapay organlarla değiştirilecek bir zaman dilimi geçireceğiz. Üstelik, kan pompalamak için bir makine kalbi kurma fikrinden hoşlanmayan kullanıcılar için, vücudumuzun gövdelerinin çeşitli hücrelerini kullanarak 3D organik işlemler yapan organlarla karşılaşacağız. Organların arızalanması sonucu ölüm bu organ değiştirme seçenekleri birlikte geçmişe ait bir şey haline gelecektir. 120’lerden 130’lara kadar olan insan ömrü potansiyel olarak artabilir.
  • Gen Düzenlenmesi ve Gen Terapisi: Türümüzün genetik kodunu doğrudan kontrol edebilecekleri bir çağa hızla giriyoruz. Bu, nihayet DNA’mızdaki mutasyonları sağlıklı DNA ile değiştirip mutasyonları düzeltebileceğimiz anlamına geliyor. Başlangıç olarak, 2020-2030 yılları arasında bunun gerçekleşmesi, genetik hastalıkların çoğunu ortadan kaldırır ancak 2035-2045 yılları arasında, yaşlanma sürecine katkıda bulunan bu unsurları düzenlemek için DNA’mız hakkında yeterince bilgi sahibi olmalıyız. Aslında farelerin ve sineklerin DNA’sını düzenleme ile ilgili erken deneylerin ömrü uzatmada başarılı olduklarını zaten kanıtlanmıştır.
  • Nanoteknoloji: Malzemeleri 1 ila 100 nanometre (tek bir insan hücresinden daha küçük) ölçen, manipüle eden veya birleştiren her türlü bilim, mühendislik ve teknoloji için geniş bir terimdir. Bu mikroskobik makinelerin kullanımı hala emekleme seviyesinde ancak bunlar çok daha ilerlediğinde, kendimize milyarlarca nanomitle doldurulmuş bir iğne enjekte edeceğiz. Bu iğne, vücudumuzda dolaşıp hatalı bulduğu yaşa bağlı hasarları onaracak.
Daha Uzun Yaşamın Toplumsal Etkileri Nasıl Olacak?

Herkesin daha güçlü, daha genç olduğu ve daha uzun (örneğin, 150’ye kadar) yaşadığı bir dünyaya geçiş yaptığımızı varsayalım; bu lüksten hoşnut olan o dönemki nesiller muhtemelen tüm hayatlarını ve daha önceden planladıklarını yeniden düşünmek zorunda kalacaklardır.

Bugün yaklaşık 80-85 yaş arasında yaşanılması olası ömür aralığı mevcuttur. Çoğu kişi okula devam ederek 22-25 yaşlarına kadar temel yaşam aşaması formülünü takip ediyor, kariyerini oluşturuyor ve hayatının geri kalanında ciddi uzun bir döneme giriyor. Bir aile kurmak ve 40 yaşına kadar konut kredisi almak, çocuklarınızı yetiştirmek ve 65 yaşına gelene kadar emeklilik için tasarruf etmek, sonra emekli olmak, kalan yılların tadını çıkarmaya çalışmak klasik bir yaşam döngüsü.

Bununla birlikte, beklenen yaşam ömrü 150’ye kadar çıkarsa, yukarıda açıklanan yaşam evresi formülü tamamen çöpe atılır. Ve muhtemelen aşağıdakilere benzer bir yaşam döngüsü içerisine girilir:

  • Okullardan hızlıca mezun olmak yerine kendinize daha az baskı uygulayacağınız esnek bir yaşam.
  • Bol yaşam süreniz çeşitli endüstrilerde birden fazla meslekte olgunlaşmanıza olanak sağlayacağından çeşitlilik bol olacak.
  • Ve emekliliği unutun! Üç haneye kadar uzanan bir ömrü elde etmek için bu üç basamağa da uygun iyi bir şekilde çalışmanız gerekecek.
Peki, İnsanlar Uzun Yaşamı İstiyor mu?

Çoğu kurgusal eser, daha uzun yaşam ve ölümsüzlük fikrini araştırmıştır. Ulaşılan sonuç, ölümsüzlüğün bir lütuftan daha çok bir lanet olarak görülmesi olmuştur. Bir lanet olarak görülmesinin nedeni, insan zihninin yüzyılı aşkın bir süredir keskin, işlevsel ya da aklı başında kalabileceğinden emin olmamamızdan kaynaklanıyor. Gelişmiş nevropsikolojinin yaygın kullanımı olmadan zihinsel olarak yaşlı ölümsüz nesiller görülebilir. Diğer endişe ise insanların ölümün olmayacağını bilmesi, hayata değer verip vermeyeceği sorunsalını beraberinde getirecek. Bazıları için ölümsüzlük, kilit yaşam olaylarını aktif olarak deneyimlemek veya önemli hedefleri sürdürmek ve başarmak için motivasyon eksikliğini doğurabilir. Bir toplum olarak iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini görebilmek için yeterince uzun süre hayatta kalacağımız için, ortak çevremize daha da iyi bakabiliriz.

Zaten dünyada rekor düzeylerde gelir-servet eşitsizliği yaşıyoruz ve bu nedenle ölümsüzlükten söz ederken bunun da hayatı daha da kötüleştirebileceğini düşünmek zorundayız. Tarih, yeni bir seçmeli tıbbi terapi piyasaya çıktığında (yeni plastik cerrahi veya diş protezi prosedürlerine benzer şekilde), başlangıçta genellikle sadece zenginler tarafından karşılanabilir olduğunu gösterdi.

Bu durum, yoksulların ve orta sınıfın hayatlarını aşacak zengin ölümsüzler sınıfı oluşturma endişesini doğuruyor. Böyle bir senaryo, alt sosyoekonomik geçmişlerden gelenlerin, yaşlılık döneminde sevdiklerinin ölümünü göreceği ekstra bir sosyal istikrarsızlık üretebilir. Ve zenginler sadece daha uzun yaşamakla kalmayıp aynı zamanda geriye doğru yaşlanmaya başlayabilirler.

 David Tal
Çeviri: Mert Küçükvardar
Kaynak: http://www.quantumrun.com/pr. 25.5.2016
Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir