Ana Sayfa / Bilişim ve Teknoloji / Sanat mı Teknoloji İçindir Yoksa Teknoloji mi Sanat İçindir?

Sanat mı Teknoloji İçindir Yoksa Teknoloji mi Sanat İçindir?

Robotlar ve yapay zekâdan bahsediyoruz, özellikle de insanın bir üst sürümü olup olamayacaklarından. Robotlar, makineler arasında en fazla insan olanlar. Onların ne kadar insan olacağını tartışırken aslında insan olmak ne demek daha da belirginleşiyor. Neleri eksik ki kabul görmeyecekler ve hangi fazlalıklar dahi yetmiyor?

Elif Akçay

Duygular, hisler ve sanat…

İnsan 2.0 “Bunu da yapamaz yahu” dediğimiz her bir işte, uğraşta bizi geride bırakacak. Vicdan, empati yok! Sevgi, nefret yok! Peki, sanat nasıl olabilir? Sadece taklit, bunu meşru kılar mı? Sanatı taklit olarak tanımlayan (mimesis) ve ideal toplumdan uzak tutmayı öneren Platon’un kehaneti gerçek mi olacak?

Pindar van Arman, makinelerin sanatsal yeteneklerini araştıran bir mühendis. Bir yapay zekâ sanatçısı ve vaktinin çoğunu da sanat ile geçiriyor. Makinelere insan gibi nasıl resim yapacağını öğretmek, insan yaratıcılığını taklit etmek için yapay zekâyı robotik sistemlere dâhil ediyor.

 

Sanat camiası ne diyor?

Arman, yaratıcı boyama robot sistemleri ve yaklaşık 15 yıldır birlikte çalıştıkları robotlar için şöyle diyor:

“Bu robotlar çeşitli yapay zekâ, derin öğrenme ve geri bildirim döngüleri kullanarak benimle işbirliği yapmaya programlandı. Bu süre zarfında binlerce tuval oluşturduk. Her resim tek seferde tek bir fırça darbesiyle çizildi. Bütün bu zaman boyunca eserlerimi paylaşmış olsam da sanat camiası bunu ‘sanat’ olarak kabul etmedi… Fakat son birkaç yılda işler yavaş yavaş değişiyor. İnsanlar, yapay zekânın ne kadar yaratıcı olduğunu fark etmeye başladılar.”

Bu yeni türün tanınması yakın zamanda gerçekleşen ilginç bir anda oldu. Ünlü New York Sanat Eleştirmeni Jerry Saltz, yapay zekâ (YZ) tarafından oluşturulan birkaç görüntüyü inceledi. AICAN, Mario Klingemann ve Google Deep Dream tarafından yapılan bazı önemli çalışmalara baktığında her şeyi kavramış fakat resimlerden birine geldiğinde, “Bunu hiç iyi yapmamış” demek yerine “Bir bilgisayar gibi görünmüyor” demiş.

Kötü bir sanat olarak kabul ediliyor

Pindar Van Arman o anlar için şunları söylüyor:

“Bir çocuğun yorumunu tercih ederdim ama yine de sevdim. Jerry Saltz’un YZ sanatına bakmak için zamanını ayırması bile önemli bir andı. Bahsettiğim gibi, sanat dünyasının çoğu, işimizin sanat olduğunu bile düşünmüyor. En azından bazıları onu kötü de olsa bir sanat olarak kabul ediyor. Bu bir ilerleme.”

Arman, şuanda olanları grafiti sanatının yüzyılın başından hemen önce olduğu yere benzetiyor. Sokak sanatı, en ilginç sanatlardan biriydi ancak sanat dünyası tarafından tamamen göz ardı edilmişti. Benzer bir şekilde, bugünün YZ sanatçılarının avant-garde  (avangard-yenilikçi) olduğu açık. Bu nedenle, sadece halkın bunu fark etmesinin bir zaman meselesi olduğunu vurguluyor. Şöyle diyor: “Göründüğü gibi derin öğrenme, yeni bir tür sanatsal üretim olanağı sağladı. Bunlar eşsiz baskılar. Diğer sanatçıların YZ tarafından sunulan yeni imkanlara nasıl uyum sağladıklarını görmek ilginç olacak. Gerçekten sınırsız olanaklar var.”

 

Van Gogh ve Munch tarzında Tübingen’de “Neckarfront” un bir fotoğrafı

 

Aslında YZ’nin ne kadar derine gidebileceklerini merak ettiğini, bu tartışmalı fikirlerini geliştirmek için robotlarla çalışmayı dört gözle bekledikleri sırada büyüleyici bir işbirliği olduğundan söz ediyor, Pindar Van Arman. Tüm bu yapılanların birçok yapay yaratıcılığı ifade etmesine rağmen sığ bir açıklamadan ibaret kalmaması gerektiğini vurguluyor ve CNN ile “YZ, grafiti ve interaktif performans sanatını birleştirip birleştiremeyeceğimizi görmek için bir araya geldik” diyor:

“Gatys, Ecker ve Bethge’in Stili olarak adlandırılan sanatsal stil sinirsel algoritma’nın bir uygulamasında mash-up yaratmaya başladık. Stil aktarımı, iki giriş görüntüsünü alıp birinin konturlarını diğerinin renkleri ve dokusuyla birleştiren popüler bir yapay sinir ağı. CNN’nin bir dökümü aşağıdaki Gatys grafikte görülebilir”

 

Süreç nasıl işliyor?

“Stil aktarımı’nın amacı, ayrı içerik ve stil görüntülerini 3D ile birleştirirken yapıtı hem içerik hem de stil olarak kullanmak. Resimlerinden yedisinin kendileriyle birleştirip aşağıdaki tabloyu oluşturduk. Neyin işe yaradığını ve neyin işe yaramadığını görmek ilginçti. Dahası, her resmin birbiriyle kombine edildiğinde hangi resmin baskın hale geldiğini görmek ilginçti. Her ikisi de mash-upların sembolik ve duygusal yönleriyle boğulmuş ve göründükleri kadar soğuk olmuşlardı. Sanatın anlamlı olması gerektiğini düşündük ve bütün bunlar birleştirildi. Biraz daha düşündük ve 3D yazıcılara önemli katkılarda bulunan tarihsel figürlerin portrelerini boyamaya çalışmak fikri ortaya çıktı. İlk başta, CNN’leri Martin Luther’in ünlü tarihi portresine uygulamayı denedik. Yine de hala bir şeyler olmamıştı. İyi resimlerdi ama harika değillerdi. Sonra bazı farklı yaklaşımları denemeye karar verdik.

Ian Goodfellow’ın sıkça atıfta bulunduğu çalışmalara dayanan bir Generative Adversarial Network (GAN) tarafından yaratılan bazı yüzlerle çalıştım. En yeni GAN’lar dikkate değer yüksek çözünürlükte yüzler üretme kabiliyetine sahip olsa da bunlarla ilgilenmedim.”

Aklımdaki bir şeyi resmetmeye çalıştığımda bana kendi hayal gücümün nasıl çalıştığını hatırlattı. Hayal gücüm sisli ve sıradan değil bu yüzden, yüzleri tanımlamaya başlar başlamaz GAN’ı durdurmak için Viola-Jones yüz algılama algoritmasını OpenCV ile uyguladım. Oradan, en iyi sonucu verecekler için, birkaç yüzün resimlerini içeren, basit olmayan yüzleri bir stil transferine yolladım.

Daha sonra Viola-Jones yüz algılama algoritmasını çalıştırdım. Bu, GAN’ın, yüzlerin genel ana hatları ortaya çıktığı gibi durmasını sağlayacaktı. Robotlarım resme başladı. Her bir fırça darbesi geometrisi Picasso, Van Gogh ve kendi çalışmalarım da dâhil yüzlerce resmin vuruşlarını içeren veri tabanımdan çıkarıldı. Tüm bu resimlerin ilginç bir yönü, yeni yüzlerin orijinal resimden dönüştürülmesinden ziyade sanatsal DNA’nın görünüşte rastgele kırmızı vurgularla korunması oldu. Bu eserlerin, görüntünün yerleştirildiği çoklu YZ katmanlarından bazılarının hayatta kaldığını görmek ilginçti. Yüzler bir hiçten ortaya çıkmaya başladıkça beni çok etkiledi. Bu yüzler, her görüntünün benzersiz olduğu, sinir ağlarından yapılan toplu üretilmiş görüntülerdi. Bize biraz Warhol’u hatırlatsa da bu görüntüler daha da havalıydı çünkü yeni bir seri üretimdi.

 

Dijitalleşme etkisi

Her şeyin dijitalleşmeyle beraber yeniden yapılandırılacağı ya da ayak uyduramazsa yok olacağını öngörenler var. Değişim çok büyük çapta gerçekleşecek ve dönüşüm kaçınılmaz. Sanat ise sadece yeniden üretim ya da fazla veri yüklenmesine bağlı olarak gelişmiş bir taklit olarak mı kalacak? Belki görme şansımız olur belki de bu programların kodları silinmesine rağmen belli hareketleri tekrarlaması gibi kendi kendini geliştirdikçe yaratıcılık kazanmaya başlamalarıyla robotların yapay zeka ile kendi sanatlarını, yeni dünyalarında kabul görmelerini sağlar. Kim bilir, belki de o dönemde “özgünlük”ün tanımı nasıl değişmiş olacak.

 

Kaynak: https://medium.com

 

 

Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir